Her ne kadar Atatürkçü, vatansever olsak da biz de liseli olduğumuz için bizim de öğrenci dertlerimiz var. Derslerin zorlukları ya da hocalarımızla ve sınıf arkadaşlarımla olan bağlarımızdan bahsetmiyorum tabii ki, keşke sorunlarımız sadece derslerimiz ve sosyal hayatımız olsa, öğrenciliğin ne kadar kolay olmadığı ve maliyetli bir durum olduğu herkes tarafından biliniyordur. Özellikle ebeveynlerimizin okul alışveriş listesindeki ya da herhangi bir özel okula kayıt için verilen o paranın faturasına bakarken surat ifadesindeki ciddiyetten anlayabiliriz. Öyle değil mi? Sanki bir matematik profesörü edasıyla bütün bir ciddiyetle yapılan ve sıfır hatalı yapılması için uğraşılan o okul masrafı hesabı ve giderek katlanan sayıların korkunçluğuyla beraber akıtılan soğuk terlerin etrafı ıslatması. Ne yazık ki bu haddinden fazla yapılan zamlar, fahiş fiyatlar ve stokçuluk çağdaş nesillerin yetişmesinde de zorluk çıkartıyor. Öğrenciler olarak derslere mi yoksa dersler için yapılan harcamalara mı kafayı takacağımız belli değil. Örneğin, geçen arkadaşlarımızla yaptığımız bir sohbette uçlu kalemin 150 TL olmasına şaşırmayışımız beni daha çok şaşırtması gibi; aslında bir kaleme 150 TL veriyorsam aklıma ilk gelen şey benim yerine soruları çözmesidir. Veya bu seneki kırtasiye alışverişimin 2.000 TL’yi geçip geçmeyeceğini kafaya takmam gibi. Hangi öğrenci istemez ki bir test kitabının 300 TL’lerden, 500 TL’lerden daha uygun fiyatlı olmasını? Belki de şu ana kadar test kitabına yatırdığım paranın yarısını altına yatırsam okumama bile gerek kalmazdı. Hele o kitapları çözemediğimde konuyu tam öğrenemediğime değil de kitaba verilen paranın boşa gittiğine üzülmem gibi ya da annemle geçen seneki test kitaplarını geri dönüşüme vermek için hazırlarken içlerindeki bazı yerlerin boş olduğu görülünce dersleri iyi anlayıp anlamadığım yerine kitaplara verilen paranın ziyan olmasına üzülmemiz gibi problemler maalesef günümüzün meşhur dertlerindendir.
Sevgili öğrenci arkadaşlarım, ablalarım ve abilerim; peki biz neden bir uçlu kaleme 150 TL, bir iki test kitabına 300-500 veriyoruz? Niye okulumuza, geleceğimize, kendimize odaklanmak yerine böyle olmaması gereken sorunlara kafa yoruyoruz, hesap yapıyoruz? Biz öğrenciler olarak bunu hak ediyor muyuz? Derslerin zorlukları, gelecek kaygısı, sosyal hayatımız gibi sorunlarla başa çıkmaya çalışırken neden bir yandan da çalışmalarımın okul masrafıma deyip değmeyeceğini kafama takıyorum? Okul masraflarından dolayı babamın bana verdiği harçlığımı azaltacak mı diye düşünüyorum? Niçin ona yük oluyor muyum diye düşünüyorum?
Bunların hepsinin aslında tek bir cevabı yok ama tek bir cümleyle özetlemek gerekirse “Emperyalizm ve kapitalist düzenin dayattığı aşırı tüketme eğilimiyle beraber en pahalısının en iyi olması algısı, aynı zamanda bu tüketim isteğinin ülke içinde karşılanamayıp ithalatın artmasıdır.” Yani suç hem bizde hem de bize dayatılan sistemdedir. Peki ne yapmalıyız? Yani test kitabı, kalem, defter gibi okul malzemeleri almayalım mı? Tasarruf edeceğiz diye sefalet içinde mi yaşayalım? Tabii ki hayır, arkadaşlar! Bu kapitalist düzene, emperyalist dayatmalara karşı çıkabiliriz.
Peki, okulların pahalılığına, servis fiyatlarına ve gereksiz ek maliyetlere gelirsek, arkadaşlar, özel okulların bu abartı fiyatlarının kayıt, servis, kaynak, beslenme ve etkinlikler vb. için istediği bu fiyatlarla mücadele sadece velilerin şikâyetleriyle değil, yapısal ve politik olarak yeni değişimlerin gelmesiyle başa çıkılabilir. Özel okulların başlıca ailelerden bu kadar para almalarının başlıca nedeni, daha “nitelikli” bir eğitim sunduklarını iddia etmeleridir. Bu iddianın sebebi de velilere devlet okullarının daha “yetersiz” gösterilmesidir. Böylelikle sistem, ailelere “Bu parayı çocuğunun eğitimi için vermek zorundasın.” gibi göstermektedir. Bunu engellemek için eğitimin bir “sektör” olmasından ziyade bir “hak” olmasını sağlamaktır. Çünkü normal bir şehirdeki Anadolu Lisesi’ndeki öğrenci de yıl sonunda aynı sınava girecek, büyük bir metropoldeki özel okuldaki öğrenci de aynı sınava girecek. Peki ya bu öğrencilerden özel okula giden öğrencinin devlet okuluna giden öğrenciyle aynı sınava girmek ve istediği üniversiteyi kazanmak için neden daha fazla para ödemesi gerek? Ya da devlet okulundaki öğrencinin sınavı kazanması için o da devlet okulu yerine özel okula gitmesi gereksin ki? Demek istediğim, devlet okullarının daha “nitelikli” hâle getirilmesi, öğrencilerin ve velilerin özel okullara illa gidilmesi gerek zorunluluğunun insanların hafızasından silinmesi lazımdır.
Fark ettiyseniz zorunluluk dedim çünkü isteyen tabii ki özel okula gidebilir fakat devletin de özel okulların para kaynağı olan bu servis, beslenme, kıyafet, kırtasiye, kaynak kitap gibi giderlerinde yasal bir üst sınır getirmesi gerekir. Okulların kendi içlerinde kurdukları “kitap ve kıyafet tekeli” kırılmalı, velilerin bu materyalleri açık piyasadan veya ikinci el olarak temin etmesinin önündeki engeller yasaklanmalıdır. Özel okullardaki pahalılığı besleyen bir damar da milyonlarca öğrenciyi tek bir merkezi sınava sokan ve onları yarış atına çeviren sistemdir. Özel okullar eğitimi değil, “sınav kazandırma ihtimalini” satar.
Öğrencilerin sadece çoktan seçmeli testlerle değil; lisede çıkardıkları dergilerle, katıldıkları sosyal sorumluluk/bilinçlendirme projeleriyle veya ürettikleri sanat ve teknoloji eserleriyle değerlendirildiği çok boyutlu bir üniversiteye geçiş sistemi, dershane ve özel okul rantını büyük ölçüde çökertir. Yani demek istediğim, yapılması çalışılan fakat daha düzgün yapılamayan Maarif Modeli’nin doğru şekilde, doğru yolda şekillenmesidir. Özel okullar ve dershaneler, “Benim kurumuma gelmezsen, bu kadar para ödemezsen çocuğun iyi bir üniversiteye gidemez.” diyerek ailelerin kaygılarını nakde çeviren bir kaygı endüstrisi yaratıyor. Bu düzende öğrenciler lise boyunca bilim, sanat, felsefe veya edebiyat öğrenmek yerine, dört yıl boyunca sadece test tekniği ezberleyen, deneme sınavlarında net yarıştıran müşterilere dönüştürülüyor.
Bu rantın bitirilmesi için önerdiğim “çok boyutlu değerlendirme sistemi” ise üniversiteye girişin üç saatlik tek bir çoktan seçmeli teste bağlanmamasıdır. Eğitimde gerçekten adil bir yapı kurulduğunda, öğrencinin lise hayatı boyunca biriktirdiği üretimlerden oluşan bir yeterlilik dosyası devreye girerse işte tam bu noktada sistemin senden beklediği tek şey sadece optik form doldurmak değildir. Üniversite kabulleri ve akademik başarı; arkadaşlarınla çıkarıp yönettiğin bir kültür-edebiyat dergisindeki kabiliyetin ya da bir projeyi baştan sona yönetebilmek, edebî bir metni tartışabilmek ve sahada inisiyatif almak, senin problem çözme ve organizasyon yeteneğini A, B, C, D şıklarından çok daha güçlü kanıtlar. Sınav tekeli kırıldığında, okullar sadece test çözdüren pahalı ticarethaneler olmaktan çıkıp, bu tür gerçek yeteneklerin desteklendiği atölyelere dönüşmek zorunda kalır ve kimse sadece test çözdürmek için o astronomik rakamları talep edemez. Kısaca bizi yarış atı gibi koşturan ve değiştirilmeye çalışılan bu sınav sisteminin değişimi de okul pahalılığını hem de daha kabiliyetli, çağdaş, üretken, Kapitalist ve Emperyalizm gibi bize zorla dayatılmak istenen sistemlere karşı gelebilen bir Türkiye gençliği ortaya koyar fakat bunun içinde yapılması gereken şeyler, atılması gereken adımlar, alınması gereken kararlar var. Atatürk’ün dediği gibi “Eğitimdir ki, bir milleti ya özgür, bağımsız, şanlı, yüksek bir topluluk halinde yaşatır; ya da esaret ve sefalete terk eder.”
Ahmet Eren Ovalı
TLB GYK Üyesi ve TLB Düzce İl Sekreteri






