Göklerin Kızı Sabiha Gökçen

Sabiha Gökçen’in göklerde dalgalandırdığı bayrak şimdi biz Türk gencinin elindedir.

Göklerin Kızı Sabiha Gökçen
Betül Keleş
Betül Keleş

Sabiha Gökçen, 22 Mart 1913 yılında Mustafa İzzet Bey ve Hayriye Hanım’ın altıncı çocuğu olarak Bursa'da dünyaya gelmiştir. Anne ve babasının ölümünün ardından, 1925 yılında Bursa’yı ziyaret eden Atatürk tarafından evlat edinilerek  kendisine "Gökçen" soyadı verilmiştir. Çankaya İlkokulu ve İstanbul Üsküdar Kız Koleji'nde öğrenim gören Sabiha Gökçen, 1935'te Türk Hava Kurumu'nun Türk Kuşu Sivil Havacılık Okulu'na girmiştir ve Ankara'da yüksek planörcülük brövelerini almıştır. Gökçen, 7 erkek öğrenciyle birlikte Kırım, Rusya'ya gönderilerek yüksek planörcülük eğitimini tamamlamış ve 1936'da Eskişehir Askeri Hava Okulu'na girmiştir. Burada av ve bombardıman uçaklarıyla başarılı görevler yaparak, dünyanın ilk “Kadın Savaş Pilotu” unvanını kazanmıştır. 1937 yılında Türk Hava Kurumu’nun yetiştirdiği ilk kadın pilot olması nedeniyle kurumun “9 numaralı Murassa (iftihar) Madalyası” ile ödüllendirilmiştir. 1938'de Balkan devletlerinin davetlisi olarak, uçağıyla Balkan turu yapan Gökçen, daha sonra Türk Hava Kurumu Türkkuşu'na başöğretmen tayin edilmiş ve 1955'e kadar bu görevini başarıyla sürdürmüştür Hayatı boyunca toplam 22 değişik hafif bombardıman ve akrobatik uçakla uçan ve birçok ödülün sahibi olan Sabiha Gökçen, 1991 yılında Uluslararası Havacılık Federasyonu Altın Madalyası’nı almıştır. 1996 yılında Amerika’da düzenlenen Kartallar Toplantısı’nda dünya havacılık tarihine adını yazdıran 20 havacıdan biri seçilen Sabiha Gökçen, bu ödüle layık görülen ilk kadın havacı olmuştur.

Sabiha Gökçen, ilk defa bir askeri harekata Tunceli (Dersim) Harekatı’nda katılmıştır.

TUNCELİ (Dersim) HAREKATI

Tunceli isyanı eski adıyla Dersim isyanı Osmanlı yıllarına kadar dayanmaktadır. Bu ayaklanmalar sadece Türkiye Cumhuriyet’i tarihinde değil Osmanlı döneminde de bu bölgede pek çok ayaklanmaya rastlanmaktadır. Ayaklanmaların arka planında ülkemizin vatan birliğini istemeyen emperyalist güçler vardı. O dönem Tunceli’sinde beyler, ağalar, şeyhler, dervişler halkın üzerinde bir otorite kurmuş durumdaydı. Köylünün sırtına basarak yaşayanların düzenini yıkan, insanın insana kulluğunu reddeden Cumhuriyet Devrimi elbette bu gerici ve bölücülüğü ezmeliydi. Cumhuriyet düşmanları, kalkışmalarda bölgede bulunan isyana iştirak etmeyenlere de işkence etmekteydiler. Günümüzde Tunceli Harekatına katliam diyerek Cumhuriyet düşmanlığı yapanlar hala gerici Seyid Rıza, Şeyh Sait ve diğer kuyrukçularının mirasını sürdürmektedirler. O miras gericiliğe ve bölücülüğe hizmet etmektedir.

Türkiye’nin ilk sosyalist önderlerinden olan Şefik Hüsnü, Şeyh Sait İsyanı’nın emperyalizm ile ilişkisini ve gerici-bölücü niteliğini şöyle uygulamıştır.

"Tarihe baktığımızda Türkiye ne zaman bir gelişme ve yenileşme dönemine girmişse yayılmacı devletlerin şu ya da bu şekilde büyük güçlükler çıkardıklarını ve sonuç olarak Türkiye’nin gelişmesinin kesintiye uğradığını görürüz.Bu yöndeki son çabalar  olan,bazı aşiretlerin cahilliğinden ve yobazlığından yararlanarak onları Kemalistlerin laiklik reformlarına karşı ayaklanmaya kışkırtma girişimleri tam bir fiyaskoyla sonuçlanmıştır."

Şefik Hüsnü’nün yazısında da bahsettiği gibi bu isyan Kemalizme ve Türkiye Cumhuriyeti’nin bütünlüğüne karşı bir isyandır.

O dönemin içişleri Bakanı olan Şükrü Kaya 1876 yılından beri bölgeye 11 askeri harekat düzenlendiğini ancak bir çözüm sağlanmadığını belirtmiştir. Dersim bölgesini tanımaya yönelik 1920’lerin ikinci  yarısından sonra pek çok rapor hazırlanmıştır.

İçişleri Bakanı Şükrü Kaya raporunda Seyid Rıza’nın bölgedeki gerici faaliyetlerini aktarmaktadır.

İçişleri Bakanı Şükrü Kaya: "Her birinin ayrı ayrı şikayet ettikleri şahıs Seyid Rıza ile Hayderan’lı reisleri Kamer ve Hıdır ağalarıdır. Seyid Rıza’nın günden güne nüfuz ve hükmünün arttırdığı biliniyor.Yağma ve hırsızlıkların en çok istifade ettiği ve hükümet de en az ehemmiyet verdiği için diğer aşiret ağaları görünüşte onu tel’in etmekte,fakat gerçekte ona gıpta eylemekte ve gittikçe nüfuz ve üstünlüğünün artmasını –istemeyerek de olsa- kabul etmektedir. Arzettiğim hal ve manzara şahıslardan ziyade bir sistem ve o sisteme karşı idaredeki ihtimalin neticesidir.

Bu vaziyeti doğuran sistem,aşiret hayat ve gelenekleridir.Bu sistemi muzur ve tehlikeli yapan sebep ise aşiretin silahlı olmasıdır."

Mareşal Fevzi Çakmak Tunceli’deki isyancıların şefkatle kazanılmayacağı, silahlı kuvvetlerin müdahalesinin Tunceli’ye daha çok etki edeceğini de söylemiştir.  

Tunceli emperyalizme ve feodalizme teslim olmuştu bu teslimiyeti yok etmenin, düzeltmenin tek yolu ise askeri mücadele idi. Fevzi Çakmak bu sözünde bundan bahsetmektedir.

Tunceli’nin o zaman ki ahval ve şeraitini anlatan birçok rapor bulunmaktadır. Bunlar sadece birkaçı. O zamanın Tunceli’si Cumhuriyet rejimini kavrayamamıştır. Fakat “Cumhuriyet’in tunç eli Dersim’e ulaşacaktır.”

Olay 1937’de  Gökçen'in Eskişehir'de stajını gerçekleştirdiği sırada gerçekleşti. Gökçen’de harekete katılmak istiyordu fakat alaydaki kimle konuştuysa ona Atatürk’ten izin alırsa  katılabileceğini aksi takdirde bunun mümkün olmadığını dile getirmekteydi.Atatürk Gökçen’e izin vermişti fakat Mareşal Çakmak’tan da izin alması gerektiğini söylemişti.Atatürk kızına daima yanında taşıdığı silahı vererek şu sözleri söyledi "Umarım kötü bir durumla karşılaşmazsın. Fakat herhangi bir zamanda senin şeref ve haysiyetine dokunacak bir olayla, bir durumla karşılaştığında hiç tereddüt etmeden bu silahı ya karşındakine karşı, ya da kendi beynine boşaltmaktan asla çekinme!" demişti Ulu Önder.

Sonuç olarak harekata katılan Gökçen 1937 yılına keşif ve bombalama uçuşlarına katılarak dünyanın ilk kadın savaş pilotu unvanını kazanmıştır.Harekat için yola çıkılmıştı ve Gökçen Atatürk’ün verdiği silahı bir güvence sayarak harekata atıldı. Bir ay kadar süren çatışmalar sonucunda Gökçen ve diğer askerler başarılı bir şekilde harekatı tamamlamışlardır. Türkiye’nin ve dünyanın ilk kadın savaş pilotu Gökçen’in zorlu koşullarda verdiği mücadele sonlanmıştı.Gökçen ve silah arkadaşları Tunceli’ye barış getirmişlerdi ve yıllardır süre gelen Tunceli sorununa da noktayı koymuşlardır.Türk Devletinin her tarafına olduğu gibi Tunceli’nde de yeni ruh,medeniyet ve terakki ruhu hakim olacaktır.

Sabiha Gökçen tüm dünyadaki kadınların ve ülkemizin medarı iftiharı olarak tarihe geçmiştir. Türk kadınının neler yapabileceğini tüm dünyaya göstermiştir.

BALKAN TURU

1938'de uçağıyla beş gün süren bir "Balkan Turu" yapan Gökçen’in şanı bu turla dünyaya yayıldı.  Ankara'da bulunan Balkan Paktı heyeti üyeleri Sabiha Gökçen ile tanıştıktan sonra kendisine uçakla başkentlerine gelmeyi söylemeleri üzerine bu tur düşüncesi doğdu. Gökçen, Atatürk'ün isteği üzerine bu turu yanına bir makinist bile almadan, tek başına gerçekleştirdi. Vultee tipi bir uçakla İstanbul'dan havalandıktan sonra Atina'ya, sonrasında Sofya ve Belgrad'a gitti.Sabiha Gökçen’e Yugoslav Genelkurmay Başkanı tarafından "Beyaz Kartal" nişanı verildi. Talep üzerine Bükreş'te bir gösteri uçuşu yaptıktan sonra 6. gün olan 22 Haziran'da İstanbul'a döndü. Bu Balkan turu, medyanın büyük ilgisini uyandırmış; her yerde göklerin kızı olarak bahsedilmesine  neden olmuştur.

HATAY'IN TÜRKİYE'YE KATILIŞI

1937'de Fransa'nın, Hatay'ı Suriye'ye devretmeye hazırlandığı yolundaki haberler, Ankara'dakiler tarafından sert tepkiyle karşılanmıştı. Ulu Önder’in  emriyle üniformasını giyen Sabiha Gökçen, Fransız elçisinin önünde havaya üç kez ateş etti ve "Hatay'ın vatana katılması için gerekirse silahlanırız" sözlerini dile getirdi. Olay sonunda yine Mustafa Kemal Atatürk'ün emriyle tutuklanan ve mahkemeye çıkacak olan ve yasa gereği bir gün hapis yatan Sabiha Gökçen'in çıkışı sayesinde. Ulu Önder’in  planı tutmuş ve Fransızlara gözdağı verilmiş, kararlılık gösterilmiştir.

Sabiha Gökçen, 22 Mart 2001'de Gülhane Askerî Tıp Akademisi'nde öldü.

Yeni göreve başlayan Türkiye’nin ilk kadın jandarma komandoları  ve günümüzde görev yapan kadın askerlerimize öncülük eden isimlerden biridir Sabiha Gökçen.Paylaştıkları ruh aynıdır. Türkiye’deki kadın mücadelesindeki taşıdıkları onurlu bayrak şimdi biz Atatürk gençlerinin elindedir.

Sütçü İmam, Nene Hatun, Ohrilli Kemal, Çete Emir Ayşe Efe, Topal Osman, Kara Fatma, Şerife Bacı, Mehmet Çavuş, Nezahat Onbaşı ve daha nice adı duyulmamış kahramanlarımızla,kadınımızla erkeğimizle bizler beraber bu Cumhuriyet’i kurduk.

Sabiha Gökçen’lerin ve nice Türk kahramanlarının yolu yolumuzdur.

TLB ve TGB’nin mücadelesi Sabiha Gökçen ve nicelerinin mücadelesi gibi kararlı, onurlu bir mücadeledir, onun ve daha nice kahramanlarımızın çizgisinde yolumuz ilerlemektedir.

Sabiha Gökçen’in göklerde dalgalandırdığı bayrak şimdi biz Türk gencinin elindedir. Türk genci gerici düşüncelere,bölücü faaliyetlere geçit vermeyecektir. Yeni Sabiha Gökçen’ler bizim içimizden çıkacaktır. Türk genci var olduğu sürece Sabiha Gökçen’ler bitmez.

 

Betül Keleş

TLB Sakarya İl Yöneticisi 

 

KAYNAKÇA:

1- https://tr.wikipedia.org

2- Atatürk’le Bir Ömür-Sabiha Gökçen

3- Kürt Dosyası-Uğur Mumcu 

4- Kırmızı Beyaz Dergisi-Dersim Yalanları Ve Cumhuriyet’in Tunç Eli (Bilal Gürbüz)

talebe.org

Tarih:
Diğer Haberler