Toprağın Anası: Kadın

Toprak gibi üretkendir kadın. Kadın kadar şefkatlidir toprak, yuvadır. Belki de bu yüzden toprak, anadır.

Toprağın Anası: Kadın
Dilek Çınar
Dilek Çınar

Süleyman Karakul’un 4 Şubat tarihinde sonlanan “Çizgisel Dönüşümde 45. Yıl Resim Sergisi”ni ziyaret ettiğimizde gözüme bir resim ilişti. Dört kadın buğday biçiyordu tabloda. Ancak biri doğrulmuş olduğu yerden. Bir elinde küçük bir orak, diğer eli yukarıda, avuçlarında buğday demeti. Kararlı bakışları, hafif tebessümü, yanık teniyle sanki çok yakından tanıdığım birine benziyordu. Emeği, alın terini, Anadolu kadınını, köylüyü nasıl böyle derin anlatabiliyordu çizgiler? Sanki bir anlığına yanlarında buluverdim kendimi. Elimdeki buğday demetini zaferler kazanmışçasına yukarı, daha yukarı kaldırıyordum. Zaferdir elbet özgürce ekip biçtiğimiz topraklarımızda, başı dik yaşamak. Şehitlerimizin kanıyla sulanmış toprakları, savaşarak kazandığımız bağımsızlığımızı, alın terimizle çalışarak korumak.

“Köylü milletin efendisi”, “yeryüzünde her şey kadının eseri” ise neden yüzyıllar boyunca ağanın, beyin emrinde ektiği toprak sırtına yük oldu köylünün? Neden “sofradaki yeri öküzümüzden sonra gelir kadının”? Cumhuriyet Devriminin önderleri de benzer soruları sormuş olacaklar ki köylüyü ve kadını özgürleştirmenin yakıcı ihtiyacını derinden hissederek 15 Şubat 1925 ve 17 Şubat 1926 yıllarında iki büyük devrime imza atmışlardır. Bunlar Aşar Vergisinin kaldırılması (1925) ve Türk Medeni Kanununun (1926) kabulüdür.

Köylünün Sırtındaki Kambur: Aşar Vergisi

Toprak ürünlerinden onda bir oranında alınan vergiler anlamına gelen “uşr” (çoğulu uşûr, aşar) kelimesinin Türkçeleşmiş şekli olan öşür, İslam hukukunda toprak ürünlerinden tahsil edilen zekâtı ifade etmektedir. Öşür vergisi, öşri topraklar denilen ve İslam fethi sırasında Müslüman olan veya fetih esnasında İslam dinini kabul eden kişilerin sahip oldukları topraklardan alınmaktadır. Alınan bu vergi bir toprak vergisi olmayıp, toprak sahiplerinin elde ettikleri ürünlerden alınan bir vergidir.

1 Kasım 1924 yılında Büyük Millet Meclisi açılışında konuşan Mustafa Kemal’in “… Memleketin başında Kurun-u Vusta en insafsız belası olarak hâlâ musallat duran aşarın ilgasını meclisi aliye teklif edebilecek bir seviyeyi maliyeye cumhuriyet idaresinin bir senede vasıl olması cidden şayanı memnuniyet ve şükrandır…” sözü dikkate alınarak 1925 Şubat’ında mecliste görüşülmeye başlandı.

Görüşmeler sırasında Aksaray Milletvekili Besim Atalay, “Zavallı insanlık şimdiye kadar dertli omuzları üstünde bin türlü esaretin acı yüklerini taşıyordu. Bedenen esir, fikren esir, hatta toprak itibariyle de esirdi. Pek yakın zamanlara kadar bu çeşit çeşit esaret yüklerinin altında inleyen insanlık yavaş yavaş yüklerini atmaya başladı. Topraktan alınan vergi dahi eskiden beri devam eden toprak esaretinin bir başka şekliydi” diyerek aşar vergisini esaretle eş değer tutmakta ve köylünün üzerinden bu yükün alınması gerektiğini belirtmektedir.

Başvekil Ali Fethi Bey “Efendiler, bu vergiyi kaldırdığımız takdirde, köylü zengin olacak, köylü zengin olunca memleketin en önemli gelir kaynağı zengin olacaktır. Bu zenginlik sayesinde memleketimize sonsuz kalkınma ve refah gelecektir.” demiştir. Başvekilin bu konuşmayı yaptığı günlerde köylü nüfusun toplam nüfusa oranı yaklaşık %75’dir.

Aşar vergisi, Cumhuriyet Devriminin önderleri tarafından köylü üzerinde büyük bir yük olarak görülmüş ve Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinden itibaren sınıfsal farklılaşmanın meydana gelmesinde temel etken olduğu kabul edilmiştir. Bu kapsamda aşar vergisinin kaldırılması ile köylü-çiftçi üzerindeki vergi yükü hafifletilmiştir. Aşar vergisinin kaldırılması, Türk vergi sisteminde gerçekleştirilen en köklü devrimlerdendir ve altı yüzyıllık bir geleneği tarihe gömülmüştür. Uygulamanın Cumhuriyetin ilk yıllarında sahip olunan mali düşüncenin bir yansıması olduğu ifade edilmiştir. Böylece Cumhuriyet ile birlikte artık devletin bir sınıf veya zümre adına gelir elde etmekten ziyade halkçılık ilkelerine göre hareket ettiği ve ekonomik sistemi de bu şekilde oluşturduğu anlaşılmaktadır.

“Efendiler! Milletimiz çiftçidir. Milletin çiftçilikteki çαlışmαsını yeni ekonomik tedbirlerle son hαdde eriştirmeliyiz. Köylünün çαlışmαsının neticeleri ve verimleri kendi menfααti lehine son hαdde çıkαrmαk ekonomik siyαsetimizin temel ruhudur” diyen Mustafa Kemal Atatürk köylünün-çiftçinin her zaman Türk devriminin en önemli gücü ve ülkenin de en önemli üretici gücü olduğunu bilmektedir. Bu yüzden ekonomik siyasetimizin temel ruhunu emekçi sınıfları sömürüden kurtarmak olarak koymaktadır.

Aşar vergisinin kaldırılması ayrıca köylünün-çiftçinin gelirini yükselterek ağanın, beyin, aşiretin zorbalığından kurtarmak istemiştir.

Yeni Medeniyetin Medeni Kanunu

İslami fıkıh geleneği ile oluşturulan Mecelle’nin uygulama alanı kalmaması sonucu Cumhuriyet kadroları aile ve toplum hayatını düzenleyecek yeni bir medeni kanun arayışına girmiş ve İsviçre Medeni Kanunu’nu örnek alarak 17 Şubat 1926’da mecliste Türk Medeni Kanununu kabul etmiştir. Türk Medeni Kanunu tartışmaları mecliste devam ederken şu fikirler ortaya atılmıştır:

“Cumhuriyet, saltanat ve halifelik artığı yasalarla yönetilemez.” (Aksaray Milletvekili Besim Atalay)

“Yasalar hal ve ihtiyaçtan esinlenirler. Fakat daima ve daima geleceğin sürmesini hedeflerler. Türk milletinin, Türk uygarlığının hedeflediği gelecek ise refah ve mutluluk arayan geniş, pürüzsüz ve pervasız bir uygarlıktır.” (Menteşe Milletvekili Şükrü Kaya)

“Her yasa kendi devrini yaşar ve her devrin kendi yasası vardır. İstibdat din adına boş ve zayıf inançların vicdanlarda hakim olmasını istedi. Ve onun yasaları da bu esaslardan esinlenmiştir. İstibdattan bu kişisel davranışların çürüklüğü görülmüştür. Fakat istibdat hükümetleri hiçbir vakit bunun düzeltilmesine yanaşmadı...Memleketin esenliğini üstlenmiş Cumhuriyet’i sağlamlaştırmak ve güçlendirmek istiyorsanız Cumhuriyet’e layık yasalar yapınız ve gericiliği besleyen kuralları ortadan kaldırınız.” (Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt)

“Çağdaş devletler dini dünyadan ayırmakla, insanlığı tarihin bu kanlı zorundan kurtarmış ve dine gerçek ve sonsuz bir taht olan vicdanı sunmuştur.” (Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt)

“Türk tarihinin en hazin siması Türk kadınıdır. Yeni tasarının aile teşkilatı ve miras hükümleri şimdiye kadar istenildiği zaman kolundan tutularak bir esir gibi yerden yere vurulan, fakat ta ezelden hanım olan Türk annesini değerlerine uygun, saygın konumuna getirecektir. Unutmamak gerekir ki Türk annesini gerçek yerine ve saygınlığına getirecek olan bu yasa aynı zamanda Türk toplumunu en kuvvetli en esaslı bir şekilde sağlamlaştırmış olacak.” (Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt)

“Bir millet ki asıl temel direği olan kadını hukukundan yoksun bırakır, hayattan uzaklaştırır, kendi kendisine yarısını felç eder.” (Menteşe Milletvekili Şükrü Kaya)

“Medeni Kanunu uygun bulup onayladığınız anda, devrime, Türk tarihine ve Türk hayatına yeni bir seyir vermiş olacaksınız. Bu kanunu kabul anlamında ellerinizi kaldırdığınız zaman geçen 13 asır duracak ve Türk milletine yeni, ileri ve uygar bir hayat açılacaktır. Devrim ve onun öz sahibi olan Türk milleti bu tarihi kararımızı bekliyor.” (Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt)

Kemalist devrim, padişahlığın ve halifeliğin dayanağı olan toprak ağalığı, şeyhlik, beylik, müritliği Türkiye topraklarından kazımak için köylüye nefes aldırması, üretime teşvik etmesi ve milletin en başta da kadının özgürleşmesi gerekliliğinin farkında olarak Medeni Kanunu kabul etmiştir. Nitekim yukarıda örneklerini verdiğimiz meclis konuşmalarında hem kadın erkek eşitliğine, hem laikliğin gerekliliğine, hem de Cumhuriyet’i güçlendirmek için toplumsal düzeni yeniden inşa etmeye olan ihtiyaç vurgulanmıştır.

Milletin Efendisi Köylü ve Göğün Yarısı Kadın

Türk devrimi köylülerin mücadelesinin bir sonucudur. Emperyalizme karşı savaşan Anadolu halkı yüksek oranlarda köylüdür. Kemalist devrim köylüyü milletin efendisi yapmak hedefindedir. Köylü milletin efendisi olursa Türkiye zenginleşir. Köylü milletin efendisi olursa, Cumhuriyet’i hiçe sayıp köylüye efendilik yapmaya çalışan beyler, ağalar, şeyhler yani feodalizmin kalıntıları tasfiye edilebilir. Köylü milletin efendisi olursa millet topyekun devrimler etrafında birleşir. Topraksız köylüye toprak verilir ise ağanın marabası olmaktan, aşirete vergi vermekten kurtulur. Kardeşi kardeşe kırdırmaya çalışan emperyalistlerin tüm çabaları o zaman boşa çıkar. Bu yüzden köylünün sırtındaki yük olan Atatürk’ün değişiyle “Aşar kabusu”nun kaldırılması hem iktisadi hem de toplumsal olarak büyük bir atılımdır. Feodalizmin belini kırmaktadır.

Kadın özgür olursa ancak bir toplumun ilericiliğinden bahsedilebilir. Kadının toplumsal yaşama katılması bir milleti daha güçlü ve dirençli yapar. Türk kadını Kurtuluş Savaşında savaşarak kazanmıştır haklarını ve Türk Medeni Kanunu ile taçlandırmıştır. Kadının toplumsal yaşamda erkekle eşit olması, feodalizmin din tüccarlarının, kadın bedeni üzerinden safsatalarla tüccarlık yapamamasını sağlar.

Elbette yalnızca Medeni Kanun ve aşar vergisinin kaldırılması değil hilafetin kaldırılması, lakap ve unvanların kaldırılması, tekke ve zaviyelerin kapatılması gibi pek çok önemli devrim kanunu feodalizmin yıkılıp Cumhuriyet devriminin güçlenmesi milli birlik ve beraberliğin kuvvetlenmesinde oldukça etkili olmuştur. Ancak en başta da belirttiğim gibi o siması çok tanıdık, başı dik, elinde bir demet buğday başağı olan kadının tablosunu görünce; kadını ve toprağı özgürleştiren bu iki büyük devrimi hatırlamamak ve hatırlatmamak olmazdı. Toprak gibi üretkendir kadın. Kadın kadar şefkatlidir toprak, yuvadır. Belki de bu yüzden toprak, anadır.

Dilek Çınar

TLB Genel Başkan Yardımcısı

talebe.org

Tarih:
Diğer Haberler